İÇİNDEKİLER

LİSE:4
=> TÜRK BAĞIMSIZLIK SAVAŞI(1919-1922)
=> TÜRK DEVRİMLERİ
=> ATATÜRK İLKELERİ
=> ÇTDT:İSMET İNÖNÜ
=> Bilim ve Teknoloji(20.Yüzyıl)
=> CUMHURBAŞKANLARIMIZ VE BAŞBAKANLARIMIZ
=> TEST-İnkılap Tarihi
=> ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ
=> ÇTDT-KRONOLOJİ(DÜNYA)
=> Cepheler(Konu+Test)
=> TEST(ÖSS-Osm)
=> 150’LİKLER
=> 1923-1950 ARASI GELİŞMELER
=> 1950-1960 ARASI GELİŞMELER
=> 1960-1971 Arası Dönem
=> 1971-1980 Arası GELİŞMELER
=> 1980 Sonrası Gelişmeler
=> YORUM
=> ORTADOĞU VE GELİŞMELER
=> Cemiyet-i Akvâm
=> Kıbrıs Barış Harekatı
=> MEHMET ORHAN EFENDİ
=> 2. DÜNYA SAVAŞI
=> Kore Savaşı
=> AET
=> İran-Irak Savaşı(1980-88)
=> Körfez Savaşı(1990-91)
=> Arap-İsrail Savaşları
=> Kısa süreli savaşlar
=> TOPLUM ÇEŞİTLERİ
=> LİBERALİZM
=> BÜYÜK SANAYİ DEVRİMİ
=> 1.ÇTDT / Çalışma soruları
=> sınıf:1-2-3-4/soru-cevap
=> Dış Politika(1923-38)
=> 3.Dünya Ülkeleri
=> 2/soru-cevap
=> RUS DEVRİMİ
LİSE:3
İRFAN GEZER
LİSE:1
LİSE:2
Yeni sayfanın başlığı

DIŞ POLİKA(1923-1938)


S.) 1923-1938 yılları arasında uygulanan Türk dış politikasının özelliği nedir?

C.) *Mustafa Kemal Atatürk tarafından formüle edilmiştir. Atatürk'ten sonra da devam etmiştir.

*O’nun gözetiminde uygulanmıştır.

*Barışçı esaslara dayanır.’’Yurtta Sulh Cihanda Sulh’’ ilkesiyle ifade edilmiştir.

*Dürüstlük ve dikkatli olmak ve davranmak esastır.

*Memleketimizin güvenliğine ve gelişiminin korunmasına dikkat esastır.Dış siyasetimizde dürüstlük, memleketimizin güvenliğine ve gelişiminin korunmasına dikkat, hareket tarzımıza kılavuz olmaktadır.

* Memleketin dokunulmazlığını, güvenliğini, vatandaşların haklarını herhangi bir tecavüze karşı bizzat savunabilmek ESASTIR.

*Başka devletlerin içişlerine karışmamak ve onları kendi içişlerimize karıştırmamak,

 

Diğer bir değişle;

. Dış politikada milli çıkarlarımızın emrettiği yolu seçmek hiçbir şekilde macera yolunu tutmamak, mümkün olduğu kadar çıkar gruplarının etkisini yurttan uzak tutmak,

. Daima barıştan yana olmak, böyle bir barışın biricik çaresi, bütün dünyanın huzur ve sosyal adalet içinde olması görüşünü ön planda tutmaktır.

. Atatürk'ün yaşamı boyunca savunduğu “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesine dayalı bir dış politika bunun ifadesidir.

. Emperyalizm ve sömürgecilik karşıtıdır,

. Misak-ı Milli'yi hedef almıştır, 

. Dış ilişkilerde Batı'ya öncelik tanır, Türkiye'nin çağdaş uygarlık düzeyine kavuşturulmasını öngörür. Batı'ya öncelik tanınması Atatürk tarafından şöyle ifade edilmiştir: “Bizim, siyaset-i hariciyemizde, herhangi bir devletin hukukuna tecavüz yoktur. Biz, ecnebilere karşı hasmane bir his beslemediğimiz gibi, onlarla samimane münasebetler tesis etmek arzusundayız. Türkler, bütün milletlerin dostudur.”

. Akılcıdır,   

. Uyguladığı dış politika dogmatik değil, gerçekçidir. Yani sabit fikirlere göre hareket etmez, daima gerçeği arar.

 

 

S.) Atatürk döneminde izlenen Türk dış politikasının ilk hedefi NEYDİ?

C.) Kendi kaderine hakim milli bir devlet kurmaktı. Türk unsurunu kapsayan milli sınırlar içinde bir Türk devleti kurmak, Milli Mücadele'nin öncülüğünü yapan Mustafa Kemal'in başlıca amacıydı. “Milli Türk Devleti” fikri ilk önce bu mücadele sırasında bilinçlenmiştir.

 

 

S.) Atatürk'ün dünya görüşünü oluşturan ilkeler nelerdir?

C.)  “Tam bağımsızlık”, “Ulusal Egemenlik” ve ”Batılılaşmak”

 

S.)Atatürk döneminde dış politikada öncelikler neler olmuştur?

C.) Lozan Antlaşması'nın (1923) genç Türk devletine sağladığı yeni uluslararası kimlik ve hakların uygulanarak pekişmesi, dış ilişkilerin geliştirilip çeşitlendirilmesi, eski düşmanlarla dostane ilişkiler sayfası açılması, uluslararası çok taraflı siyasi faaliyetlerde bulunulması, iktisadi ilişkilerin geliştirilmesi ve silahlı kuvvetlerin modernleştirilmesini hedefleyen çalışma ve bağlantıların geliştirilmesi şeklinde özetlenebilir.

 

 

S.)Dış politikada hedefler neler olmuştur?

C.).  Milli Bir Devlet Kurmak

. Bağımsızlığın Korunması

 . Lozan Dengesinin Korunması

 . Barışın Korunması

 . “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”

 . Hukuka Bağlılık İlkesi  

 . Batılılaşma ve Demokratlaşma

 

 

S.)1923-1938 dönemi dış politikasını nasıl değerlendirmeliyiz?

C.)20. yüzyıl başlarında uluslararası sistemde ortaya çıkan büyük değişiklikleri göz önünde tutmak gerekir. Milli Mücadele'nin Atatürk tarafından Anadolu'da başlatılması bu zaman dilimine denk gelir. Fransız İhtilali'nin ürünü olan “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkelerinin Avrupa'ya Napoleon tarafından tohumlarının saçıldığını ve 19. yüzyılda Avrupa'yı kasıp kavuran ulusçuluk akımının doğal olarak Milli Mücadele'ye hareket verdiğini söylemek mümkün.

     İstiklal Savaşı'ndan galip çıkmış, yeni Türk devletinin tartışmasız lideri Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kurduğu tek parti CHP (1935'e kadar Cumhuriyet Halk Fırkası idi) milletin ve devletin kaderine tam olarak hükmetmişti ve dış politikada Atatürk'ün görüş, etki ve ağırlığı belirgin olarak hissediliyordu.

     Bu dönemde Yunanistan'la yaşanan pürüzlerin giderilmesi, askıda bırakılan Musul meselesinin bir çözüme ulaşması, Sovyetlerle ilişkilerin devamı ve güçlendirilmesi, sınır bölgelerinde işbirliği ve siyasi dayanışma sistemleri oluşturulması, (Balkan Antantı ve Sadabad Paktı) Boğazlar üzerinde tam hakimiyet ve kontrolün sağlanması (Montreux Sözleşmesi) Hatay'ın Fransız yönetiminden çıkıp bağımsızlığını kazanması, (Atatürk'ün vefatından sonra da Türkiye'ye katılma kararı uygulanmıştır) ve Akdeniz havzasında beliren Mussolini İtalyası'nın oluşturmaya başladığı Türkiye'ye de dokunan tehdide karşı diplomatik destekler ve dayanışmalar aranması, önemli faaliyetler ve olaylar olarak belirtilmelidir. Bu arada 1928-38 yılları arasındaki on yıllık dönemde Atatürk'ü ziyarete gelen yabancı devlet adamları (kral, cumhurbaşkanı, başbakan, komutan gibi) ve Başvekil İsmet Paşa'nın bazı yabancı ülkelere yaptığı resmi ziyaret ve temaslar (Yunanistan'a, İtalya'ya, Sovyetler Birliği'ne) dış ilişkilerin önemli adımları olarak sayılabilir. Bu dönemin bir özelliği olarak Atatürk'ün yabancı bir ülkeye ziyarete gitmediğini de belirtmek gerekir.

     Atatürk 15 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde, başta birkaç yıl hariç (1923-24 İsmet Paşa ve sonra kısa bir süre Şükrü Kaya) 1925'ten ölümüne kadar 13 yıl kesintisiz Dr. Tevfik Rüştü Aras'ı Dışişleri Bakanlığı'nda tutmuş ve dış ilişkileri büyük ölçüde etkisi altında bulundurmuştur.

 

S.)Lozan Antlaşması sonrası gelişmeler ve karşılaşılan güçlükler neler olmuştur?

C.) Siyasal yapılanması Batı modeli üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Lozan Barış Antlaşması'ndan sonra dönemin büyük kabul edilen Batı devletlerine karşı “yansız bir politika” izlemeye çalışmıştır. Lozan'dan sonra Türkiye'nin Batı devletleriyle ilişkilerini “eşitlik ilkesi” içinde düzenlemesi kolay olmamıştır. Atatürk'ün dış politikada titizlikle tutunmuş olduğu bir ilke de eşitlik, yani Türkiye ile egemen devletler arasında, hukuki bakımdan mutlak eşitlik olması idi. 1930'a kadar geçen bu dönemde Türkiye, uluslararası alandaki tüm gelişmelerle de ilgilenmekle birlikte, esas olarak Lozan'dan kalan bazı pürüzlerin çözümüyle de uğraşmıştır. Lozan'dan kalan başlıca konular; İngiltere ile Musul, Fransa ile borçlar ve Suriye sınırı, Yunanistan'la ahali mübadelesi meseleleri ve kapitülasyonlara ilişkin bazı hususlardı.

      Musul dışındaki konular genellikle Türkiye'nin istediği gibi çözülmüştür. Musul konusunda ise, Lozan Barış Antlaşması'nın öngördüğü Türk-İngiliz görüşmelerinden sonuç alınmadığı için, mesele yine antlaşma gereğince Milletler Cemiyeti'ne götürülmüş ve burada İngiltere'nin lehine bir karar çıkmıştır.

     Türkiye, 1930'a gelindiğinde, dış ve iç meselelerini büyük ölçüde çözüme kavuşturmuş olarak, uluslararası alana daha aktif bir biçimde girebilecek durumdaydı. Bu tarih, uluslararası alanda işbirliğinin gittikçe daha fazla zorlaştığı, o ölçüde de gerekli hale geldiği bir dönemin başlangıcıydı. Türkiye, Batı ülkeleriyle pürüzlerini büyük ölçüde gidermiş olarak -başta İngiltere olmak üzere- bu ülkelerle yakınlaşmaya çalıştı. 1930 yılında Atatürk'ün çok partili siyasi hayat yolunda girişimde bulunması da bu gelişime uygun düşüyordu. Nitekim Türkiye, Temmuz 1932'de Milletler Cemiyeti'ne girdi. Türkiye'nin Cemiyete üyeliği, uluslararası alanda işbirliğine olan ilgisini ortaya koyduğu gibi, Fransa ve İngiltere'nin etkili olduğu bir kuruluşa katılması nedeniyle, Batı'ya yaklaşmasının da dolaylı bir işaretini oluşturuyordu.

     Türkiye ayrıca 9 Şubat 1934'te Balkan Antantı'nın kuruluşunda Yunanistan'la birlikte öncülük yaptı. Böylece, Kurtuluş Savaşı sırasında İngiltere ve Fransa'nın yanında yer almış olan Yunanistan'la kurulan yakınlık, Türkiye'nin batılılarla yakınlaşmasının yeni ve somut bir göstergesi oldu. Ayrıca Balkan Antantı'nın üyelerinden Romanya ve Yugoslavya, Küçük Antant içinde Fransa'nın müttefiki durumunda olduklarından, Türkiye ile Fransa ve dolayısıyla İngiltere arasında yeni bir yakınlaşma halkası daha kurulmuş demekti.

     1935-38 yılları arasında Avrupa'daki bloklaşma hareketleri şiddetlenmeye başlamıştı. I. Dünya      Savaşı'nın getirdiği düzeni korumak isteyen anti revizyonist Batı (başta İngiltere ve Fransa) ile statükoyu değiştirmek isteyen revizyonist ülkeler (Almanya, İtalya ve diğerleri) arasındaki ilişkiler gittikçe sertleşmekteydi. SSCB ise savaş sonrası düzenlenmesinden hoşnut olmamakla birlikte, Nazi Almanyası'na karşı batı demokrasileriyle diyalog içinde görünüyor, aynı zamanda bu ülkeyle gizlice temaslara girişiyordu.

     Avrupa'daki bu bloklaşma çabaları içinde Türkiye, kendi sınırlarından hoşnut bir devlet olarak batı demokrasilerine yakınlaşmaya yönelmekle birlikte, Almanya'nın sıkıntılarına da belirli ölçüde hak veriyordu. Türkiye, batı ile yakınlığını artırırken, Almanya tarafıyla diyaloğunu sürdürüyor, SSCB ile ilişkilerini belirli bir seviyenin altına düşürmemeye çalışıyordu.         Türkiye, bütün bu gelişmeler karşısında çok yönlü politika izlemeye gayret ediyordu. Dost ülkeler kazanmak, Türkiye'ye karşı oluşturulacak olan tehlikeleri önlemek, diplomatik yollarla ülkenin güvenliğini artırmak, komşu ülkelerle güvene dayalı ilişkiler kurmak, kurulan iyi ilişkileri antlaşmalar yaparak sürekli kılmak, Atatürk'ün uyguladığı dış politikanın özelliklerindendi.

 

     Türkiye 1930'lu yıllarda otuzdan fazla devletle siyasi, iktisadi, kültürel ilişki içine girerek, komşuları ve dünya devletleri ile ilişkilerini geliştirmek niyetinde olduğunu göstermiştir. Türkiye, Milletler Cemiyeti'nin dünya barışını sağlamakta etkili olmadığını görünce, Balkanlar'a gelecek dış tehlikeyi ortaklaşa önlemek ve bu devletlerle siyasi, iktisadi ve kültürel ilişkilerini geliştirmek ve bölge barışına katkıda bulunmak için Balkan Antantı'nı imzalamıştı. 1934 yılında komşuları olan İran-Irak ve İran-Afganistan arasındaki sınır anlaşmazlıklarında hakemlik yapması istenmiş ve yapmıştır. Bu da, komşuları tarafından Türkiye'ye verilen önemin ve güvenin bir göstergesidir.

 

     Türkiye, bu dönemlerde diğer ülkelerle ilişkilerini geliştirmiş, bütün ülkelerle dost geçinme ilkesine bağlı kalmaya çalışmıştır. Türkiye, 1919-38 yılları arasında hiçbir ülke ile bir diğer ülke veya ülkeler aleyhine ittifak kurmamıştır. Doğal olarak bazı ülkelerle güvenlik ve işbirliği anlaşmaları yapılmıştır ve bu anlaşmalar da askeri müzakerelerle sonuçlanmıştır. Türkiye'nin uyguladığı dış politika, ne bir ülkenin düşmanı ne de özel dostu olmaya yönelikti. Türkiye'nin doğu, güneydoğu ve İstanbul'un batısındaki sınırlarının güvenliği kendisi için oldukça önemliydi. Tek taraflı silahlanmaya karşı olan Türkiye, yapılan barış anlaşmalarına bakılmaksızın, her ülkenin eşit olarak silahlanması gereği üzerinde önemli durmuştur. Çünkü ülkeler arasında denge sağlanırsa, kendi dışındaki ülkelerde barış ve huzur ortamı oluşacak, böylelikle Türkiye'nin çağdaşlaşması için gerekli reformları yapma imkanı elde edilmiş olacaktı.



'Çalışmadan,Öğrenmeden,Yorulmadan,rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler;evvela haysiyetlerini,sonra hürriyetleri ni ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar… ATATÜRK

=> Willst du auch eine kostenlose Homepage? Dann klicke hier! <=