İÇİNDEKİLER

LİSE:4
LİSE:3
İRFAN GEZER
=> ATATÜRK KÜLTÜR DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU
=> TÜRK TARİH KURUMU
=> ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ
=> ATATÜRK TAKVİMİ/2009
=> TARİH SÖZLÜK
=> TARİH SÖZLÜK
=> PROJE HAZIRLAMA KURALLARI
=> TEZ YAZIMI
=> Bilimsel Çalışma Kuralları
=> Türk Bayrağı Kanunu
=> ÖĞRETMEN ATATÜRK
=> ATATÜRK VE TARİH
=> TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER
=> FIKRALAR
=> Cumhuriyet Bayram Tören Konuşması
=> TELGRAFHANE
=> Ilk Türk Ucağı Ne Zaman Uctu...
=> TARİHTE Türk Devletleri
=> İLK ÇİÇEK AŞISI
=> BURSA’NIN KURTULUŞU
=> TARİH CETVELİ
=> TARİHTE İLKLER
=> Haritalar
LİSE:1
LİSE:2
Yeni sayfanın başlığı
                  FIKRALAR
    Padişah, bir gece rüyasında tüm dişlerinin döküldüğünü, yemek bile yiyemez hale geldiğini görür. Sıkıntı içinde uyanır. Vezirini çağırıp sarayın rüya tabircisinin hemen huzuruna getirilmesini buyurur. Uyku sersemi tabircibaşı yanına gelince, padişah düşünü anlatıp sorar:
    "Tabircibaşı, bu rüya hayır mıdır, şer midir? Neye işarettir, hele bir söyle."
Tabircibaşı biraz düşünür; sonra utana sıkıla:
"Şerdir, Padişahım" der.
"Uzun yaşayacaksınız; ama ne yazık ki, tüm yakınlarınızın gözlerinizin önünde birer birer ölüp sizi yapayalnız bıraktıklarını göreceksiniz."
Bir an sessizlik olur; ardından padişah kükrer:
"Tez atın şunu zindana, felaket habercisi olmak neymiş öğrensin!"
Tabircibaşı, yaka paça götürülüp zindana atılır. Padişah bir başka tabircinin bulunmasını emreder. Huzura getirilen ikinci tabirciye de rüyasını anlatıp sorar:
"Hayır mıdır, şer midir?" der.
İkinci tabirci de önce biraz düşünür; ama sonra yüzü aydınlanır:
"Hayırdır, Padişahım!" der. "Bu rüya, tüm yakınlarınızdan daha uzun yaşayacağınızı gösterir. Daha nice seneler boyu ülkenizi yönetebileceksiniz."
Padişah, ağzı kulaklarında buyurur: "Bu tabirciye iki kese altın verin!"
Başından sonuna durumu izleyenler, tabirciye sorar:
"Aslında sen de tabircibaşı da aynı şeyi söylediniz. Neden onu cezalandırdı da seni ödüllendirdi?"
Tabirci güler:
?Elbette aynı şeyi söyledik; ama önemli olan, kimilerine NE söylediğin değil, NASIL söylediğindir.?

**********************************************************************************************************
    Şapka satarak geçinen bir adamın yolu bir gün bir ormana düşmüş. Adam biraz yürüdükten sonra sıcaktan ve yorgunluktan bunalmış, bir ağacın altına oturmuş. Şapkalarla dolu sepetini de yere koymuş ve uykuya dalmış. Birkaç saat sonra adam tuhaf sesler duyarak uyanmış. Bir de bakmış ki yanındaki sepet bomboş. Şapkalar gitmiş. Kafasını kaldırıp ağaca bakmış ki, ağacın dallarında bir sürü maymun, her birinin kafasında adamın şapkaları... Adam düşünmeğe başlamış :
    ' Ben şimdi ne yapıcam, şapkaları bu maymunlardan nasıl geri alacam ? ' Düşünceli bir şekilde kafasını kaşırken bakmış ki, maymunlar da adamın taklidini yapıyorlar, kafalarını kaşıyorlar. Adam ellilerini havaya kaldırmış,maymunlarda...
derken adam ne yapacağını bulmuş, kendi kafasındaki şapkayı çıkarıp yere atmış, maymunlar da... Adam böylece bütün şapkaları geri almış, sepetine koyup yoluna devam etmiş. Aradan 50 yıl geçmiş... Artık adamın bir torunu varmış, o da dedesi gibi şapka satıcısı olmuş. Günlerden bir gün onun da yolu aynı ormana düşmüş.Hava yine çok sıcakmış ve genç adam bir ağacın altına oturmuş, şapkalarla dolu sepetini yanına koymuş ve uykuya dalmış... Bir saat sonra uyanmış,birde bakmış ki sepetin içinde şapkalar yok... Derken tuhaf sesler duymuş, birde kafasını kaldırmış ki ağacın üstünde bir sürü maymun, hepsinin kafasında birer şapka. Düşünmüş... ' Dedem yıllar once bana bir hikaye anlatmıştı...ne yapacağımı çok iyi biliyorum...' Adam kafasını kaşımaya başlamış, maymunlar da aynısını yapmışlar... adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da.. ve adam gülümseyerek kendi başındaki şapkayı çıkarmış yere atmış... o anda ağaçtaki maymunlardan biri yere inmiş, adamın yere attığı şapkayı kapmış, adama da bir tokat atmış ve şöyle demiş: 'Sadece senin mi deden var. !!!'
*******************************************************************************************************

     Padişahın biri: - 'Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!' demiş. Yalancılar, hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;
1.Yalancı: - 'Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.' Padişah: - 'Bunun neresi yalan?..' - 'Kuş kartaldır, arslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii!..'
2.Yalancı: - 'Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!..' Padişah: - 'Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii!..' 3.Yalancı: - 'Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!' Padişah: - 'Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir.' Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır dedirtememiş.
     Ama bir gün bir Kayserili gelmiş; - 'Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. Şimdi geri almaya geldim. Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan değil dersen borcunu öde!..
**********************************************************************************************************

'Çalışmadan,Öğrenmeden,Yorulmadan,rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler;evvela haysiyetlerini,sonra hürriyetleri ni ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar… ATATÜRK

=> Willst du auch eine kostenlose Homepage? Dann klicke hier! <=