İÇİNDEKİLER

LİSE:4
LİSE:3
İRFAN GEZER
LİSE:1
LİSE:2
=> DÜNYANIN İLK STANDART KANUNU
=> UYARI:Tarih-10
=> YERLEŞİM DURUMUNA GÖRE OSMANLI TOPLUMU
=> OSMANLI'DA ÜRETİM
=> TARİH-2
=> * OSMANLI TOPLUMU*
=> Osmanlı Devlet Anlayışı
=> ERMENİ SORUNU
=> OSMANLI'DA TİCARET
=> OSMANLI EKONOMİSİ
=> OSMANLIDA KÜLTÜR
=> OSMANLILARDA EĞİTİMDE YENİLEŞME
=> *OSMANLIDA EĞİTİM VE OĞRETİM*
=> OSMANLI UNVANLARI
=> ŞEHZADELERİN VALİLİK YAPTIKLARI YERLER
=> OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ
=> UYARI(Osm.Dev.Kur .Dön)
=> OSMANLI – TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİNDE KURULMUŞ OLAN SİYASİ PARTİLER
=> OSMANLI PADİŞAHLARI
=> OSMANLI ŞECERESİ
=> İLKLER-OSMANLI TARiHiNDE
=> Padişahlar Eşleri
=> Padişahların Yaşları
=> TİCARET YOLLARI
=> Osm .Sadrazamları(Kur.dön)
=> Sadrazamlar(Yük.dön)
=> Sadrazamlar(Duraklama dön.)
=> Sadrazamlar(Gerileme dön)
=> Sadrazamlar(Dağılma dön)
=> Osmanlı Arması
=> Test-TARİHİ-II (1800-1900
=> Test-OSMANLI SİYASI TARİHİ - II (1600 - 1800)
=> TEST/Osm/Kültür
=> TEST- OSM DEV( 1300-1600)
Yeni sayfanın başlığı

    
    
 


TARİHTE TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİ

SORU:Tarihte, “Ermenistan neresidir? Nerede başlar? Ve Nerede biter?”

CEVAP:Bus sorulara cevap vermek çok güçtür. Ansiklopedik kaynaklarda; Erivan, Gökçegöl, Nahcıvan, Rumiye Gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen halka ise Ermeni denildiği yer almaktadır.

SORU:Ermenilerin etnik kökeni nedir?

CEVAP:

Ermeni tarihçilerin bir kısmı, MÖ VI ncı yüzyılda Kuzey Suriye ve Kilikya Bölgesinde yaşayan Hititlerden olduklarını, bir diğer kısmı ise Nuh’un oğullarından Hayk’a dayandıklarını iddia etmektedir. Bunun yanında, Ermenistan denilen coğrafyada yerleşen ve bugün Ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde yaşadıkları , sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer unsurlara kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir.

Görülüyor ki, Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildir. O halde tarih boyunca millet ve bağımsız bir devlet olma vasfını yakalayamayan bu toplumun, herhangi bir bölgeye “vatanımızdır” demeleri mümkün görülmemektedir. “Büyük Ermenistan” hayalinin de, tamamen yayılmacı bir düşüncenin ürünü olduğu değerlendirilmektedir.

SORU:Ermenilerin tarihçesi nedir?

CEVAP:

Tarihsel olarak bakıldığında, Ermenilerin sırasıyla; Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türklerin hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. Ermeni krallıkları olarak nitelendirilen Ermeni derebeyliklerinin bir çoğu, bölgeye hakim olan ve/veya Ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur.

SORU:Ermeniler Bizans zulmünden kurtaran kimlerdir?

CEVAP:

1071’de Türk hakimiyetine giren Ermenileri, Bizans’ın zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur.

 

SORU:Osmanlı Döneminde Ermenilerle ilişkiler nasıldı?

CEVAP:

Fatih döneminde ise Ermenilere din ve vicdan hürriyeti verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni Patrikliği kurulmuştur.

Ermeni Patriği, kendi yetkisiyle ruhani reisleri azlediyor, dini ayinleri yasaklıyor, kendi adamlarından haraç toplayabiliyor, nikah işlerini yürütebiliyor ve hapis cezaları verebiliyordu.

Ermeniler, 19 ncu yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı idaresinde, Türk insanının hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten muaf tutulan ve kısmen vergi muafiyeti tanınan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Rum isyanından sonra boşalan Osmanlı hariciyesine yerleştirilen Ermenilere Osmanlı Devleti’ne hizmetlerinden dolayı “milleti sadıka” adı verilmiştir.


SORU:Ermeni Dostluğu Ne Zaman Düşmanlığa Dönüştü?

CEVAP:

Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesine maruz kalınca, Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti’ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir.

Özellikle Avrupa’nın bazı büyük devletleri “ıslahat” adı altında bir yandan Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır.

Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliselerinin kışkırtıcı faaliyetleri sorucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.

Türklerin iyi tutumuna karşın, yabancı devletlere ittifak etmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan Ermeniler, Batı’nın desteğini alabilmek için, kendilerini ezilen bir toplum olarak göstermeye ve Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiğini dile getirmeye başlamışlardır.

Islahat fermanı ile Müslümanlar ve Gayri Müslimler eşit statüye getirilince, ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusya’dan işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını talep etmişlerdir. Bu istekler  Ruslar tarafından kabul gördüğü gibi Ruslar   Ermenilerin işbirliğine karşılık onlara  devlet kurma vaadlerinde bulunmuş ve böylece ermeni dostluğu düşmanlığa dönüşmüştür.

 

SORU:Ermeni Sorunu Nasıl Uluslar arası Bir Şekil Almıştır?

CEVAP:

   1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan Ayastefanos ve Berlin Anlaşmalarıyla uluslar arası bir şekil almaya başlamıştır.       Ayestefanos Antlaşmasının  Osmanlı Devleti'nce kabullenilmek zorunda kalınan 16. maddesi şöyledir:
"Ermenistan'dan Rusya askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti'ne verilmesi gereken yerlerin boşaltılması, oralarda iki devletin dostane ilişkilerinde zararlı karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı Devleti Ermenilerin barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti eder".
Anlaşmanın bu hükmü esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa dahi " Ermeni sorunu"nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve "Ermenistan" diye bir bölgenin varlığından söz etmesi yönlerinden büyük önem taşımaktaydı. Keza 1878 yılında toplanan Berlin Kongresi sonucunda imzalanan Berlin Antlaşması'nın 61. maddesi ise Ayastefanos Anlaşması'nın 16. maddesi yerine şu hükmü getirmiştir :

"Osmanlı Hükümeti halkı Ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve Ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir".
Berlin Antlaşması'nın bu hükmü ile Türk – Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilme hakkı tanınmış olmaktadır.

SORU:ERMENİ MESELESİ NEDİR?

CEVAP:Bugün Ermeni meselesi olarak tanımlanan konu, temelinde bağımsız bir sorun olmaktan çok bir siyasi süreci andıran bir iddialar ve ilişkiler yumağıdır.

 

Türkiye Cumhuriyeti´nin egemenliğini hedef alan suçlamaların içinde belki de en uzun vadelisi olan Ermeni konusu, tarihin her safhasında bir sorun değildi.Hatta denebilir ki, Ermeni meselesinin “sorun“ haline gelmesi ancak en az 1000 yıllık ortak bir beraberliğin sonunda gelen tuhaftır ki yaklaşık 70 yıllık bir zaman dilimini kaplar.

 

SORU:1915´TE NE OLDU?
CEVAP:
Birinci Dünya Savaşı´nın başladığı tarih olan 1915 yılı, Ermeni iddiaları bakımından da önemlidir. Osmanlı Devleti´nin savaşa girmesiyle birlikte Anadolu´nun çeşitli yerlerinde uzun bir gizli çalışma ve prova aşamasından sonra harekete geçen bazı Ermeniler, silahlı olarak taraf oldukları savaşta yer almışlar, Osmanlı Hükümeti´nin almış olduğu bir yer değiştirme kararıyla da tehcir edilmişlerdir. Daha sonra genişletilen zorunlu göç kapsamına Ermeni nüfusunun bir kısmı da dahil edilmiş, bu insanlar orduların harekat ve savaş sahalarının dışına göçürülmüşlerdir. Bu tehcir esnasında da yaklaşık 500 bin Ermeni vatandaşını savaş alanı dışına çıkaran hükümet bu insanları geçici olarak yine toprağı ve egemenlik alanı içinde bulunan Suriye ve Irak bölgesine nakletmiş, savaşın bitimiyle de eski yerlerine tekrar dönmelerini sağlamıştır. Zaman ve şartlar itibariyle sorunsuz gerçekleştirilmesi imkansız olan bu geniş çaplı eylem yine de nisbeten son derece başarılı bir şekilde uygulanmış, bu insanların savaşan ordular arasında telef olması böylece önlenmiştir. Ne yazık ki bu tarih aynı zamanda uzun yıllar bir arada yaşamış iki toplumun belki de hiç bir daha barış(a)mamak üzere birbirinden koptuğu, iki milletin arasına düşmanlığın girdiği tarihtir.



SORU: Tehcir Kanunu, Uygulaması ve Sözde Ermeni Soykırım İddiası Nedir?
CEVAP:
Osmanlı Hükümeti’nin bütün iyi niyetine rağmen, ülkede Ermeni olaylarının giderek yoğunlaşması, savunmasız kalan Türk kadın ve çocuklarına Ermeni saldırılarının artması ve ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle mahalli isyanların topyekün bir ihanete dönüşmemesi için, cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.

Bu maksatla, 24 Nisan 1915’te Ermeni komiteleri kapatılmış ve yöneticilerinden 2345 kişi, “Devlet aleyhine faaliyette bulunmak” sucundan tutuklanmıştır. Ermenilerin her yıl “Sözde soykırım anma günü” olarak andıkları 24 Nisan bu tarih olup tehcirle alakalı değildir.

Komitelerin kapatılması, ele başlarının ve bazı teröristlerin tutuklanması, olayları yatıştıracağına daha da şiddetlendirmiştir. Osmanlı Hükümeti son insani çare olarak, savaş bölgelerinde ki halk ile Osmanlı Devletine karşı casusluk ve hıyanetleri görülenlerin, ayrı ayrı veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere “Sevk ve İskanı” için 27 Mayıs 1915’te “tehcir kanunu” nu çıkarmıştır.

Göçe tabi tutulanlar, imparatorluk sınarları içinde Ordu-Kastamonu, Ankara-Niğde, Malatya-Maraş, Diyarbakır-Urfa-Adana ve Suriye-Irak bölgelerine gönderilmiş olup, 1916 Ekim sonuna kadar toplam 702,900 kişinin göç ettirildiği belgeleri ile sabittir.

1914 Yılı resmi verilerine göre Osmanlı Devletinde 1,234,671 Ermeni nüfusu bulunmaktadır. Bu sayı ermeni patrikhanesine göre 2.500 milyon, Lozan konferansı Ermeni heyetine göre 2.2 milyon, Fransız sarı kitabına göre 1.5 milyon, Britannica’ya göre 1.5 milyon, ve İngiliz yıllığına göre 1 milyon olarak belirtilmektedir.

Buna göre en fazla 700.000 kişinin göçe tabi tutulduğu bir yer değiştirme olayında, Ermenilerin iddia ettiği gibi 2-3 milyon kişinin öldürülmesi mümkün değildir. Çünkü, zaten Osmanlı Devleti içinde 1.230.000 civarında Ermeni bulmaktadır. Bunun da tebaasından kurtulmak isteseydi, bunu asimilasyon yoluyla halledebilirdi. Oysa açıklandığı üzere Ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat bir yaşam sürdürmüşlerdir.

O halde sözde Ermeni soykırım iddiası tamamen uydurma olup, hiçbir belge ve kanıta dayanmayan, hukuki zeminden yoksun olan ve Türk düşmanlığı üzerine bina edilen, gerçek dışı, bir hayal ürünüdür.

Nitekim ABD’li Ermeni Profesör Hovannisian, 1982 yılında Münih’te yapılmış olan “Dünya Ermenilerinin Problemleri Kongresi”’nde bu gerçeği, “Ermeni soykırımı ispatlanamamıştır. Soykırım hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da uğramıştır” şeklinde dile getirmiştir.

Ayrıca, 1998 Haziran ayı içerisinde İngiliz Hükümeti, Lordlar kamarasında Ermeni soykırımına ilişkin sorulara maruz kalmış ve bunlara yazılı olarak “Türk Hükümeti’nin Ermeni tebaasını yok etmeye dair bir kararının mevcudiyetine ilişkin bir kanıt bulunamadığından, İngiliz Hükümeti, 1915 olaylarını soykırım olarak tanımamıştır” yanıtını vermiştir.

ABD’li Prof.Bernard LEWIS ve Prof.Stanford SHAW da, sözde Ermeni soykırımının gerçek olmadığı konusundaki tezleri nedeniyle, Ermenilerin yoğun tepkisine maruz kalmıştır. Yine Dr. Karakin PASTIRMACIYAN’ın “Anadolu-u Şarkı Şimendifer Meselesi” adlı kitabında, Erzurum çevresinde yaşayan 15.000 civarındaki Ermeninin kendi isteğiyle Türkiye’yi terk ettiği Ermenilere Türkler tarafından baskı yapılmadığı ve soykırım gibi bir muamelenin olmadığı yer almaktadır.            

     

SORU:Ermenilerin Topluca Katledilecekleri İddiaları Karşısında Osmanlı Yönetiminin açıklaması ne olmuştur?

CEVAP:Osmanlı Devleti, Batılı ülkelerin Ermenilerin topluca katledilecekleri iddialarına karşı 27 Mayıs 1915'te şöyle bir açıklamada bulunmuştu: "Ermeniler hakkında hükûmetçe alınan tedbirler, sırf memleketin âsâyiş ve inzibatını temin ve muhafaza mecburiyetine müstenittir. Ermeni unsuruna karşı Hükûmetin imhakâr bir siyaset takibetmediği, şimdilik tarafsız bir vaziyette kaldıkları görülen Katolik ve Protestanlara dokunmamış olması göstermektedir..."

 

SORU:Atatürk'ün soykırımcılara cevabı ermeni, rum ve yunanlılarla birlikte tüm ülkedeki etnik guruplara hitaben yaptığı açıklama nedir?

CEVAP:’’BİZ TÜRKLER ASIRLARCA ÇEŞİT ÇEŞİT MİLLETLE KOYUN KOYUNA KARDEŞÇE YAŞADIK.ANCAK O ÇEŞİT ÇEŞİT MİLLET BİRKAÇ EMPERYAL DEVLETİN SÖZÜNE KANDI BİZİ SATTI.AMA HER ŞEYE RAĞMEN O MİLLETLER BİZİM KARDEŞİMİZDİR.AYNI MİSAFİRPERVERLİKLE ONLARI HER ZAMAN BEKLİYORUZ...


“Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars Antlaşması'yla en doğru çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu."
Mustafa Kemal Atatürk

SORU: 2.5 MİLYON TÜRK KAFKASYADAN NASIL SÖKÜLÜP ATILMIŞTIR?

CEVAP:

"Tehcir denilen dönemden önce Ermeni komiteleri tarafından 122 bin insan katledildi" .

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nden 4 sene içinde revire giden asker sayısının 3 milyon 57 bindir.Bunlar  salgın hastalıklardan dolayı hastaneye gitmişlerdir.

 

"Bundan sonra Kafkasya'da yıkım. 2.5 milyon insan göç etmek zorunda kalır.Daha sonraki yıllarda Ermeniler'in tehcir edildiğini söyleyenlerin, 1.5 milyon Ermeni'nin nereye gittiğini soranların, aslında 2.5 milyon insanın Kafkasya'dan nasıl sökülüp atıldığını sormamaları enteresandır.

 

1914'te Erivan'ın yüzde 80'i Müslüman nüfustu. Buradan ve Tiflis'ten sürülenlerin sayısı 1 milyon 300 bini buldu. Bunların sadece 701 bini Anadolu'ya geldi. Geri kalanlar yollarda kırıldı."

Batı Türkler'in katledilmesine neden sessiz

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda nüfusunun 13 milyon idi.Bu nüfusun 5.5 milyonunu Kafkasya ve Balkanlar'dan gelenlerin oluşturuyordu.

Bu durum dünya tarihindeki en büyük nüfus değişimidir, ancak dünya buna sessiz kalmıştır.Birinci Dünya Savaşı'nda dört cephede mücadele eden Osmanlı'ya karşı Ermeniler silahlı mücadele başlatmışlardır.

Kars, Iğdır, Bitlis, Muş, Van ve Erzurum'da Ermeni komitelerince katliamlar yapılmıştır."Kars'ın Subatan ve Derecik ilçelerinde toplu mezarlar bulunup açılmıştır. Iğdır'da tam 21 köyde Ermeniler tarafından katliamlar yapılmıştır."  

Tehcirden sonra ise katledilen insan sayısı ise 410 bindir.Bu durumda   "Öldürülen Müslümanlara ne ad verilecek? Bunu batı dünyası ve sözde soykırım iddialarını kabul eden parlamentoların düşünmesi gerekmez mi?

 

SORU:Diaspora Nedir?

CEVAP:

1918-1920 yıllarında kendi istekleriyle Osmanlı Devleti 'ni terkeden neslin ilk ve ikinci kuşağına mensup Ermenilere verilen isimdir.  

 

SORU:Ermeni Terörünün Amacı Nedir?

CEVAP:İşin ucunu insanların canına kastetmeye kadar götüren Ermeni terörünün amacı, sözde Ermeni soykırımı iddialarını ve Ermenilerin taleplerini dünya kamuoyuna duyurmaktır. Nihai hedef ise, "Büyük Ermenistan" rüyasıdır. Büyük Ermenistan'a giden yolda atılması gereken en önemli adım, sözde iddialar konusunda kamuoyu oluşturmak ve Türkiye'ye yönelik emelleri gerçekleştirmektir.


SORU:Ermenilerin ‘’Dört T planı’’ nedir?

CEVAP:BM tarafından Soykırım Yasası'nın kabülünden sonra 1950 yıllardan itibaren Ermeniler, 1915 tehcirinin de bir soykırım olduğuna dair iddialarını yüksek sesle dile getirmeye başlamışlardır.1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren, çeşitli ülkelerde yerleşik olan Ermeni grupların, Türkiye aleyhine başlattıkları karalama kampanyaları ile varlığını hissettiren sözde Ermeni sorunu, 1973’den sonra kanlı Ermeni terörizmine dönüşmüştür.

Bu tarihten itibaren Türkiye’ye yönelik Ermeni faaliyetleri “Dört T” planı çerçevesinde uygulamaya konulmuştur. Bu plan, sözde Ermeni sorununun tüm dünyada tanıtılması (terörizm ile), tanınması (soykırımın kabulü aşaması), tazminat alınması (Türkiye’den) ve toprak elde edilmesi (Türkiye’den) aşamalarını içermektedir.

Bu gün maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde Ermeni sorununun ne derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları ile ortaya atıldığını daha iyi anlayabilmek için tarihsel gelişiminin incelenmesinde fayda görülmektedir.

SORU:Ermeni meselesinin çözülememe nedenleri nelerdir?

CEVAP: 1000 yıllık bir beraberlik,milliyetçilik düşünceleri ve bağımsızlık sevdasıyla bozulmuş ve  93 Harbinde bu  dostluk bozulmuş ve düşmanlığa dönüşmüş.1.Dünya Savaşı ile başlayan kesin kopuş ile 20. yüzyılın başından günümüze kadar derinleşerek süregelmiştir.Tarihte yaşanan felaketler zinciri ve bu döneme ait canlı (tutulan) bir bellek, iki toplumun birbirine yaklaşabilmesini imkansız kılmaktadır.

Sorunun aşılabilmesinde sürekli engel olarak görülen - daha doğrusu görülmek istenen - Türk tarafı ise bugün geçmişte eksik bıraktıklarını hızla tamamlarken, Ermeni tarafı 21. yüzyıla gelindiğinde halen 90 sene öncesine ait oluşturduğu sanal bellek aleminde yaşamakta. Çok az istisnalar sayılmazsa Ermenilerin ezici bir çoğunluğunun tarihi bir konuya duygusal ve intikamcı yaklaşımları, sorunun ortak bir uzlaşma çerçevesinde nihai bir çözüme kavuşturulabilmesine en büyük engel olarak ortada durmakta.

Siyasi niteliği çok belirgin olan Ermeni meselesi de Güneydoğu meselesinde olduğu gibi kasıtlı olarak belli bakış açılarından ele alınarak değerlendirilmekte, gerçek bir çözüm ise zaten istenmemekte.

SORU:Ermeniler hangi komiteleri kurmuşlardır?

CEVAP: Ermeniler sırasıyla, Anadolu’da “Kara Haç”, “Amerikan” ve “Vatan Koruyucuları”, Cenevre’de; “Hınçak”, Tifliste; “Taşnak” komiteleri kurmuşlardır.

 

SORU:Ermeni komiteleri hangi hedef ve amaçla kurulmuştur?

CEVAP:Bu komitelere hedef olarak Doğu Anadolu toprakları, amaç olarak ise Osmanlı Ermenileri’nin birliği gösterilmiştir.

Bu amaçla kışkırtılan Ermeni komiteleri, ilk olarak 1890 Erzurum İsyanı olmak üzere, Kumkapı Gösterisi, Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon Olayları, Sason İsyanı, Bab-ı Ali Gösterisi, Zeytun ve Van İsyanı, Osmanlı Bankası’nın işgali, Abdulhamit’e suikast teşebbüsü ve 1909 Adana İsyanlarını çıkarmışlardır. Bu isyanlar sırasında, 1914’de Zeytun’da 100, 1915 Van olaylarında 20.000 Türk, Ermeni mezalimi sonucu hayatlarını kaybetmiştir.

Ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı sırasında giriştikleri katliamlarla vermiştir. Bu dönemde Ermeniler; Ruslar hesabına casusluk yapmış, seferberlik gereği yapılan askere alma çağrısına uymaksızın askerden kaçmış, askere gelip silah altına alınanlar ise silahları ile birlikte Rus ordusu saflarına geçerek, vatana ihanet suçunu topluca işlemişlerdir. Daha seferberliğin başlangıcında, Türk birliklerine karşı saldırıya geçen Ermeni çeteleri, Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle sivil halka büyük zarar vermişlerdir. Örneğin Van’ın Zeve Köyü’nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştür.


SORU:• Ermeni Soykırım iddiası nedir?
CEVAP:
Sözde Ermeni Soykırım iddiası, uzun yıllardan beri yurt dışında pek çok ortamda, çesitli düzey ve biçimlerde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yürütülmekte olan yoğun kampanyaların önemli odaklarından birisi. Bu iddia, Osmanlı döneminde bu imparatorluğu parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ileri sürülmüş, bugün ise, adları değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin, Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle sıcak tutulan yapay bir iddiadır. Yahudi Soykırımının ağır suçluluğunu taşıyan Alman-Fransız çevreleri ile Macarlar gibi kavimler, özgün suçlarını yayıp paylaşacak tarihi ortaklar ararken, bunu Türklerin sırtından yapmaktalar. Soykırım suçunun ne anlama geldiğini ve hukuki ve siyasi boyutlarını çok iyi bilen Avrupa´daki çevreler, bu insanlık suçunun sorumluluğunu Türklerin üzerine yıkmak istemektedirler. 1850´li yılardan itibaren ülkede ardarda gelen isyan ve bağımsızlık hareketleri Ermenilerin de bu yönde ümitlenmelerine neden olmuş, ilk defa bu tarihlerde açıkça bağımsız devlet kurma çabaları kendini göstermiştir. Birinci Dünya Savaşı´nda Osmanlı Devleti´nin savaştığı Rusya ile işbirliği yaparak taraf olan Ermeniler, gönüllü birlikler ve Ermeni alayları kurarak hem Rus ordusunda Osmanlı´ya karşı savaşmışlar, hem de Fransız ordusuna katılıp Fransız üniformasıyla Anadolu´nun işgalini hazırlamışlardır. Bu duruma karşı bir güvenlik tedbiri olarak dönemin hükümeti özellikle hassas bölgelerde olay çıkaran Ermeni halkını başka yere nakletme kararı almış, bu karar dünya kamuoyuna Ermeni ve Batılı basın tarafından bir soykırım olarak tanıtılmıştır.

SORU:Osmanlı Devleti Ermenilere soykırım yaptı mı?
CEVAP:
Ermenilerin bu döneme ait ortaya attıkları iddiaların başında, Osmanlı´nın zorunlu göçe tabi tuttuğu insanları imha etmek için tehcir ettiği ve böylece Ermenileri yok etmeyi planladığı iddiası gelir. Çokuluslu kimlik ve devlet yapısına sahip olan Osmanlı Devleti´ni böyle bir adıma itecek hiç bir siyasi ve tarihi sebep olmamasının yanısıra, nazırları, mebusları, vezirleri, askerleri, doktorları, mimarları ve tüccarları Ermeni olan bir devletin neden böyle bir yola başvurabileceğini ayrıca sorgulamak lazım. Tamamen güvenlik tedbiri olarak bakılmış olan zorunlu göç kesinlikle bu insanların imhasını sağlamak için başvurulmuş bir yol olmayıp, tam aksine, bu insanların güven altına alınmalarını ve yüzbinlerce insanın hayatını kurtarmayı sağlamıştır. Eldeki veriler ışığında son derece kolay bir şekilde ispatlanabilir bu iddianın hiç bir meşru dayanağı bulunmamakta, bugüne dek bu iddiayı doğrulayan hiç bir belge ve kaynak ortaya konulamamıştır. Osmanlı´nın devlet geleneğine son derece ters olan bu görüş (soykırım), bu iddiayı ortaya atanların ne kadar cahil ve kasıtlı olduklarını gösterir. İstatistikler ve rakamlar döneme ait son derece detaylı bilgiler verirken, elde yabancı konsolos ve misyoner raporları gibi belgeler de böyle bir durumun söz konusu olamıyacağını ortaya koyuyor. Soykırımın ana şartı olan “bir etnik grubu kimliğinden ötürü yok etmek“ gibi bir düşüncesi Osmanlı´da hakim olmuş olsaydı, bu işe ilk önce Osmanlı meclisinden başlamak gerekirdi ve daha sonra ülkenin önemli bankacı ve teknokrat kesiminin hedef alınması gerekirdi. Ayrıca soykırım yapmak gibi bir düşüncesi olan bir devlet bu insanların yol güvenliğini, rahat seyahatlarını ve varış yerlerindeki hayatlarını idame ettirebilmeleri için binbir imkanını seferber etmezdi.

SORU:Soykırım tam olarak nedir?

CEVAP:
Soykırım (genoside), 9 Aralık 1948 tarihli “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi”nde aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır :

1. Ulusal, ırksal ya da dinsel bir grubun, toptan veya bir bölümünü yok etme niyetiyle, bir grubun üyelerini öldürmek,

2. Bir grubun üyelerine bedensel-ruhsal ağır zarar vermek,

3. Bir grubun yaşamının fiziki çöküşünü sağlayacak ortamı hazırlamak,

4. Bir grubun çocuk sahibi olmasını engellemek,

5. Bir grubun çocuklarının zorla bir başka gruba verilmesini sağlamak.

 

SORU:Soykırım kavramının kökeni nedir?

CEVAP: Zamanımızda kullanılan soykırım kavramının kökeni Yunanca'daki genos (ırk, aşiret, klan...) ve Latince'deki caedere (kırım, öldürme, yok etme...) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmekte olup, neredeyse tüm dillere aynı şekilde girmiştir. Kavram olarak soykırım veya jenosid, bugün hukukçuların, siyasetçilerin, sosyologların veya profesyonel soykırım araştırmacılarının konuyla ilgili başvurdukları, yaygın olarak kullandıkları ve Polonyalı bir hukukçu olan Raphael Lemkin tarafından formüle edilen bir kavramdır. Yahudi asıllı Raphael Lemkin, 1941-42'de uluslararası arenada ilk defa soykırım kavramının tarifini yapmış, gündeme gelmesi ve kullanılmasına önayak olmuş ve Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesinin hazırlanması evrelerine birinci dereceden katkıda bulunmuştur.

1948 senesinde BM Genel Kurulu'nda oylanan ve üye ülkelerin tamamının katılımıyla kabul edilen Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi Ve Cezalandırılması Sözleşmesi, maddeler halinde, soykırımın hangi kriterlerden oluştuğunu ve bir suçun ne zaman soykırım olarak nitelendirilebileceğini kaydetmiştir.

 

SORU:Soykırım terimi semantik anlamını ne zaman kazanmıştır?

CEVAP:Nazi zulmünün tüm boyutlarının anlaşılması ve Nazi savaş suçlularının yargılandığı Nürnberg Mahkemeleri'nin sonrasına rastlar. Nitekim, o tarihe kadar Nazi Almanyası'nın nasıl işlediği ve Nazi hükümet organlarının Yahudiler başta olmak üzere, ülkedeki etnik, dini ve kültürel azınlıklara karşı ne denli bir piskopatça yokedici siyaset takip ettiği bilinmiyordu. Milyonlarca vatandaşını ırk, renk, inanç, görüş hatta bedensel özelliklere göre ayırarak, aşamalı olarak gaz odalarına dolduran siyasi zihniyetin eylemlerini tarif için gerek duyulan bu sözleşme, aynı zamanda bu insanlık dramının sonsuza kadar tekrar hiç bir defa yaşanmaması için konulmuş evrensel ilk tavırdır. Nazi Almanya"sının ırkçı bir yaklaşımla dünya hakimiyetini sağlamak için başlattığı Dünya Savaşı ve ardında bıraktığı 70 milyon ölü, insanlığı yine Nazi yöneticilerinin insanlık dışı politikaları ve maruz bıraktığı milyonlarca insanı gözönünde bulundurularak, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi imzalanmıştır.

SORU:Neden soykırım değil?
CEVAP:
Bilindiği gibi soykırım kavramı ilk defa Birleşmiş Milletler tarafından ortaya konulmuş ve Yahudi Soykırımı örnek alınarak tarif bulmuştur. Osmanlı'nın Ermeni vatandaşlarının bir bölümüne yönelik uygulamış olduğu zorunlu göç kararının soykırım kapsamında ele alınıp alınamayacağı, Nazi Almanyası ile bir karşılaştırma yapıldığında daha iyi anlaşılacaktır. Osmanlı Devleti, Nazilerin aksine, topraklarında yaşayan Ermenilerin sadece belli bir coğrafyadakilerini nakletmiş, nakil, Osmanlı Devletine karşı silaha sarılan Ermeni gruplarını ve onlara lojistik destek verenleri kapsamıştır. Bu nakledilenler yine Osmanlı sınırları içinde yer alan bir yere göç ettirilmiş, göçe tabi tutulanlara, Nazilerin evlere baskın yaparak yaka-paça toplama kamplarına sevk uygulamalarının aksine, göç hazırlığı yapmaları için bir hafta ile 15 gün arasında süre verilmiştir. Göçe tabi tutulanlar, Nazilerin toplama kamplarının aksine, gittikleri yerlerde, devlet tarafından evler yapılması, hayatlarını devam ettirebilmeleri için yerleştirildikleri yerlerin ziraate elverişli olması ve göçmenlerin geldikleri vilayetlerin belirlenerek, nüfus kayıtlarının çıkarılması karar altına alınmıştır. Göçen Ermenilerin tüm ihtiyaçları (yiyecek, sağlık, bilet temini v.s.) devlet tarafından "Muhacirîn tahsisatı"ndan karşılanmış, bir şehir ve kasabada yaşayan Ermenilerin tümü sürgüne gönderilmemiş, hastalar, yetimler, katolik ve protestan mezhebi mensuplarıyla, zanaat sahipleri ve orduda görev yapanlar tehcir kapsamı dışında tutulmuştur. Nazi kamplarının aksine, hasta göçmenler için kamplarda hastahaneler kurulmuş, göçmenlerin sağlık sorunları ile ilgili olarak çeşitli ülkelerin sağlık ekiplerine kamplarda görev yapmaları için izin verilmiştir. Kimsesiz çocuklar ve yetimler, yetimhanelere ve bazı zengin ailelerin yanına yerleştirilmiş, 1919 yılında geri dönüş izni verilince bu çocuklar yakın akrabalarına teslim edilmiştir. Aşiretlere ve sivil halkın saldırısına karşı kafileleri korumak üzere jandarma kuvvetleri görevlendirilmiş, suiistimalde bulunan görevli ve halktan kimseler mahkeme edilerek anında ve sert biçimde cezalandırılmıştır. Savaş, kuraklık, çekirge istilası ve seferberlikten dolayı iş yapabilecek hemen bütün erkeklerin silah altına alınması gibi nedenlerle, tarladaki mahsulün kaldırılamamasının bir sonucu olarak ortaya çıkan yiyecek sıkıntısından dolayı, başta ABD olmak üzere çeşitli devletlerin insani yardım kuruluşlarının yardım talepleri kabul edilmiş, bunlar tarafından Suriye'deki Ermenilere yardım ulaştırılmıştır.

SORU:Soykırım'ın tanınması neden bu kadar önemli?
CEVAP:
Diğer tarafta ise Ermenilerin ısrarla kendi trajedilerini, Yahudilerin 1933-1945 yıllarında başına gelenlerle aynı kefeye koymaya çalıştıklarını görüyoruz ve 1915 olaylarının illa "soykırım" olarak tarifini bulmasını hedeflediklerini tespit ediyoruz. Ermenilerin 1915-1916 olaylarını örneğin bir katliam, vahşet ve toplu öldürme değil de neden ısrarla hukuki bağlamda "soykırım" (genocide) olarak kabul görmesini amaçladıklarının arkasında ise yatan somut nedenler var. Ermeni sorununun dinamikleşen biçimde büyümesindeki psikolojik etmenleri incelerken, soykırım için o toplumun geneline hakim olan psikolojik atmosferin varlığını dikkate almak zorundayız. Dünya Yahudiliğinin mağduriyetten beslenen, büyüyen, güçlenen bir yapısının olması dikkat çekici olmakla beraber Holocaust, Yahudilere karşı pozitif yönde ayrımcılık (yani ayrıcalık) yapılmasına neden olmaktadır. Bu durumdan istifade ederek güçlenen Yahudilik ise, bugün ayni kader kurbanı ortaklığını kimlik ölçüsü yapmıştır. Holocaust ile Yahudi kimliği arasında ortaya çıkan ilişki, Ermeni kimliğinin inşasında da kullanılmak istenmekte ve aynı ölçüde kabul ettirebilme ümidiyle dünya gündemine taşınmaktadır. Ermeni diasporası tarafından empoze edilmek istenen "Hitler soykırım yapmayı Türklerden öğrendi" tezi aslında Hristiyan-Batılı bilinçte günahlarından arınma arzusu ile ortaya çıkmış, "biz aslında böyle şeyleri yapmayız ama bunu Türklerden öğrendik" mantığında işleyen bir mekanizmayla arınma isteği olarak ele alınmalıdır. BM tarafından Soykırım Yasası'nın kabülünden sonra 1950 yıllardan itibaren Ermeniler, 1915 tehcirinin de bir soykırım olduğuna dair iddialarını yüksek sesle dile getirmeye başlamışlardır. Yine aynı tarihlerde ABD, Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelerdeki - çoğunluğu 1918-1920 yıllarında kendi istekleriyle Osmanlı Devleti 'ni terkeden neslin ilk ve ikinci kuşağına mensup - diaspora Ermenileri, Ermeni kimliğinin önemli öğeleri olan dil, yaşam tarzı ve cemaat alışkanlıklarının yok olmaya başladığını farketmişlerdir. Ermeni kimliğinin erimesinden dolayı varoluş tehdidi yaşamaya başlayan Ermeni Kilisesi, başta Hınçak ve Taşnak Partileri ve yardım kuruluşları aracılığıyla, Ermeni toplumunun yaşadığı ülke ile kaynaşmasını önlemeyecek, ama Ermeni kimliğini canlı tutacak yegane formül olarak soykırım iddialarını ortaya atmıştır. Soykırım hayali imgesinin doğmasını sağlayan gerçek, bu diaspora Ermenilerinin hiçbirinin, siyasi istikrar, doğal kaynak ve sosyal yaşam yönleriyle zayıf olan Ermenistan Devletini, geri dönülecek bir anavatan olarak algılamaması olmuştur. Bu hayali imge, hem duygusal olarak bir kimlik inşası sağlamakta yardımcı olmuş, hem de bu kimliği nesilden nesile aktaran ve pekiştiren güçlü bir hayali anavatan işlevi görmesini sağlamıştır. Bundan dolayıdır ki, Ermeni kimliğinin en önemli parçasını oluşturan ve kendini tanımlayabilmesini mümkün kılabilen ana unsur olan "mağduriyet psikolijisinin" sarsıntıya uğradığı vakit, başta Ermenistan Devleti olmak üzere, millet olarak kendilerini bir kimlik bunalımı ile karşı karşıya bulacakları kesin ve kaçınılmazdır.

 

SORU: Dünya’da Soykırım örnekleri nelerdir?
CEVAP:
Soykırım; ırk, milliyet, etnik ve din farklılıkları nedeniyle insan gruplarının yok edilmesidir. Bu suç direkt olarak bir hükümet tarafından veya onun rıza göstermesi ile işlenebilir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dünyada soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmak için 1948’de “Soykırım Sözleşmesi” ni kabul etmiş ve Türkiye de bu sözleşmeye 1950 yılında taraf olmuştur.

Soykırım dendiği zaman, II nci Dünya Savaşı boyunca Nazilerin Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri kitlesel kıyım akla gelir. 1939 ila 1945 yılları arasındaki dönemde, 5-6 milyon Yahudi, 3 milyondan fazla Sovyet savaş tutsağı, birer milyondan fazla Polonya ve Yugoslavya sivil halkı, 200.000 civarında Çingene ve 70.000 özürlü insanın canına kıyılmıştır.
İşte soykırım budur.

Bunlara ilave olarak, Birleşmiş Milletlerin önleyici yönde sözleşmesi olmasına rağmen, modern çağda da sayısız soykırım olayı görülmüştür. Örneğin 1965-1966 yıllarında Endonezya ordusu bir milyon komünisti ve ailelerini öldürmüş, 1975-1979 yılları arasında Kamboçya’da Kızıl Khmerler 1.7 milyon Kamboçyalıyı katletmiş, 1994’de Ruanda’da 500.000 Tutsi, Hutular tarafından öldürülmüş ve 1991’den sonra Bosna-Hersek ile Kosova’da binlerce Müslüman Sırp vahşeti sonucu hayıtını kaybetmiştir.

Soykırım suçu, gerçek anlamda yukarıda örneklenmiş olan olaylarda işlenmiştir. Ermenilerin iddia ettiğinin aksine, 1915 yılında Doğu Anadolu Bölgesindeki Ermenilere yönelik uygulama, sadece güvenliğin sağlanması amacıyla imparatorluk içinde başka bir bölgeye göç ettirme olup soykırım ile hiçi bir alakası yoktur.

Ermenilerin Doğu Anadolu’da savaş ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. Ancak bu kayıplar, Doğu Anadolu’da yaşanan savaş ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç yetersizliği, ağır iklim şartları ile tifüs gibi salgın hastalıkların yol açtığı tahribat sonucu meydana gelmiştir.

Aslında Ermeniler, geçmişte hakimiyeti altında yaşadıkları devletlere ihanetlerinden dolayı bir çok kez buna benzer göç hareketlerine tabi tutulmuşlardır. Sasaniler 379’larda 70.000 Ermeni’yi İran’a, Bizanslılar 1025’lerde Doğu Anadolu’daki 40.000 Ermeni’yi Sivas ve Kayseri’ye, Memluklar 1250’lerde 10.000 kadar Ermeni’yi İran içlerine ve 1777’de Kırım’ı işgal eden Ruslar bölgedeki binlerce Ermeni’yi steplere sürmüştür.

SORU:Ermeni Terör Hareketleri Nelerdir?

CEVAP:
Türkiye açısından Ermeni sorununun önemli bir boyutu, Ermenilerin Türkleri karşı silahlı terör metodolojisini kullanmaya başlamalarıdır. Özellikle Türk devlet adamlarına yöneltilen bu taarruzi strateji ilk defa 1905’de II nci Abdulhamit’e yapılan bombalı saldırı ile başlamıştır. 1965 yılına kadar sakin bir dönem geçirdikten sonra Ermeni lobisinin desteğiyle terör hareketleri birdenbire tekrar ortaya çıkarılmış, 1972 yılı sonuna kadar çeşitli ülkelerde 20’ye yakın anıt dikilmiş, basın ve yayın faaliyetleri programlı olarak uygulamaya konmuştur.

Ermeni terörü, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına yönelik silahlı saldırılar şeklinde kısa zamanda hızlı bir tırmanış göstererek yoğunluk kazanmıştır.Bu dönemde, Avrupa ve doğu ülkeleri ile Suriye ve Lübnan’da üsler edinen Ermeniler, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan ile işbirliği içine girerek eylemlerini gerçekleştirmişlerdir.

Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine gitmişlerdir. 1984 yılında cereyan eden Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla, PKK sahneye itilmiş ve ASALA-Ermeni terörü geri plana çekilmiştir.

Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye’yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki Ermeni topraklarını kurtararak “Bağımsız bir Ermenistan” kurmaktı. Bu gün devlet olma özelliğini elde elden Ermenilerin, söz konusu isteklerinin değişik başlıklar altında devam ettiği görülmektedir.


 

SORU:Bugünkü Durum Ve Sonuç Nedir?
CEVAP: SSCB’nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991’de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye’ye yönelik “sözde soykırım” iddialarını bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, dünya kamuoyunu başta ABD ve Fransa olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslar arası kuruluşları, Ermeni davası lehine çekmeye çalışmaktadır.
      Böylece soykırım iddialarının kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye’den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada ise Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının iadesini sağlayarak Büyük Ermenistan’ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim Ermenistan Parlamentosu 23 Ağustos 1990’da kabul ettiği bildiride; “Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiye’si ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslar arası kabul görmesi çabasını destekler” maddesine yer vermiştir.
        Sözde soykırım tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle Belçika, Fransa, Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD ve Arjantin’de yoğunlaşmış ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmeye başlanmış, hatta bazılarının okullarında sözde soykırım ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu alanda en önemli gelişme ise 29 Mayıs 1998’de Fransa meclisi tarafından sözde Ermeni soykırımının resmen tanınmasına dair tasarının onay için senatoya gönderilmesidir.
        Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı tutumundan sonra, Nisan 1998’de Koçaryan’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış ve Ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır.
       Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; “soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve uluslar arası tanıma ile kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini” ifade etmiş, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 53 ncü oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığını dile getirmiştir. 
      Günümüzde sözde Ermeni soykırımı adı ile bütünleşmiş olarak görünen Ermeni sorununun; Türkiye’den tazminat almak ve ardından toprak talep etmek, PKK terör örgütüne örtülü de olsa destek vermek ve Türkiye’ye dost olmayan çevre ülkelerle ittifak kurmak suretiyle ülkemiz aleyhine faaliyette bulunmak ve Yukarı Karabağ ile Azerbaycan konusunda uzlaşmaz bir tutum içerisinde olmak gibi boyutları bulunmaktadır.
        Sonuç olarak Ermeni sorunu, Osmanlı döneminde bu imparatorluğu parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bu gün ise isimleri değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan suni bir sorundur.



'Çalışmadan,Öğrenmeden,Yorulmadan,rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler;evvela haysiyetlerini,sonra hürriyetleri ni ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar… ATATÜRK

=> Willst du auch eine kostenlose Homepage? Dann klicke hier! <=